ADİLE NAŞİT VE KUZUCUKLARI

Sevimli kahkahası, sevgi dolu bakışlarıyla Adile Naşit’i milyonlarca kuzucuğu gibi ben de çok sevmiştim. Çocukluk dönemimde olduğu kadar ergenlik dönemimde de “Hafize Ana” rolü ile kalbimde taht kurmuş olan Yeşilçam’ın dev ismi Adile Naşit’in rol aldığı filmleri hiç bitmeyen bir ilgi ve sevgiyle izledim.

Hababam Sınıfı adlı unutulmaz filmde Adile Naşit, öğrencileri çok seven, şefkat dolu, koruyan ve kollayan sevimli müstahdem “Hafize Ana” rolünü başarıyla oynamıştır.  TRT televizyonunda yayınlanan “Uykudan Önce” isimli çocuk programı, çocukların büyük bir ilgisine mazhar olmuştur. Rolü kendisine çok yakışan ve o rolü en iyi anlatan sanatçılardandı.

Gülru Pekdemir, Adile Naşit’in vefatından hareketle şunları söylüyor: “Adile Naşit’in öldüğü günü çok iyi hatırlıyorum. Daha önce hiçbir yakınımı kaybetmemiştim, ölüm hakkındaki bilgim bir hasta serçe ve bir Japon balığından ibaretti ve duyduğumda günlerce ağlamıştım. Bir kuşak için Adile Naşit’in yeri bambaşkadır. O nesle mensup şanslılardansanız, ne mutlu…” Günümüzde sanki kendi yakınımızı kaybetmişiz duygusunu verebilen ama çok yakınımız olmayan kaç ölüm haberi verebilirsiniz? Günlük hayatta ve ekranlarda samimiyeti kaybettik düşüncesindeyim.

Adile Naşit, 1980 yılında Ses Dergisi’nde yayınlanan röportajında oyunculuk tutkusuna dair şunları söylemiş: “Ben başka hiçbir şey görmedim ki. Tiyatroda doğduk Selim’le ikimiz. Kulislerde, tiyatronun ta içinde büyüdük. Babamızdan gelen bir tutku tiyatroculuk. Ayrıca çok sevdiğim bir iş.” Adile Naşit’in bu röportajda anlattıkları bana Steve Jobs’ın ‘’Harika işler yapabilmenin tek yolu yaptığın işi sevmektir’’ cümlesini hatırlatarak başaranların sırrının yaptığı işi sevmekten geçtiğini gösteriyor.

Aynı röportajında Adile Naşit’in kadınlığa dair düşünceleri şu şekilde: “…Hanımlığı, sevecenliği olmalı kadının. Evini sevmeli. İşi varsa işini sevmeli ve ilişkilerini güzel tutmalı kocasıyla, dostlarıyla. İşte bütün bunları bilebilen bir kadın, bence kadınsı ve hanımlığı yapabilen bir kadın oluyor.” Ramtha’ nın ‘’Bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz? Ne okuduğuna bakın. Ne seyrettiğine bakın. Duvarlarına ne astığına, raflarına ne koyduğuna, nasıl konuştuğuna, nasıl dinlediğine bakın. Yapmanız gereken tek şey bakmaktır. Bunlar size onun ruhunun nerede olduğu ve neyle beslendiği konusunda her şeyi bildirir.’’ Kadını tanımak isterken de bakmak gerekir.  

Gülüşüyle bizleri mutlu kılan Adile Naşit’in ağlaması ise yüreğimize dokunur, içimizi acıtırdı. İşte ağlamaya dair kendi sözleri: “…Öylesine çabuk boşalır ki gözümden yaşlar, ben bile şaşırıyorum. Galiba yaşantımın içinde tüm olayları bütün yoğunluğuyla yaşadığım için böyle. Bir olay bir başkasını anımsatıyor ve bir zincir halinde yürüyüp gidiyor kafamın içinde olaylar. Örneğin filmlerde hiç zorluk çekmem ağlama konusunda. Kafamın bir köşesine sıkışmış, atamadığım, söyleyemediğim olayları anımsar ağlayıveririm.”

Fotoğrafa baktığım zaman, “Hafize Ana” ve “Masalcı Teyze” olarak hafızamda yer etmiş olan Adile Naşit’e yönelik sevgi eşliğinde çocukluk yıllarıma dönüyorum. Toplumumuzu kaynaştıran sanat çimentomuz Adile Naşit, sevginin gücü ve fedakârlığın önemini kuzucuklarına öğretti. Tonton Adile Naşit ve kuzucukları karşılıklı güzel bir sevgi yaşadı.

Aramızdan ayrılalı 29 yıl geçmiş olmakla birlikte kuzucukları onu hiç unutmadı, unutmayacak. Toprağın bol olsun Adile Anne…

En Son Yazılar: