HAYAT GERÇEKTEN KISA

Hayat kısa, kuşlar uçuyor…
Cemal Süreya’nın iki dizeden oluşan çok kısa bir şiiri. Hayatın kısalığını bundan daha iyi hiç kimse ifade edemez. Çok kısa olan hayat, hiç sona ermeyecek gibi görüldüğünde yanlışlarla dolu olarak bireyi esiri haline getiriyor. Bitmeyen hedefler, planlar, ertelemeler, kinler, kavgalar hayatı zehirleyerek yaşanır olmaktan çıkarıyor.
Söylemesi kolay olmakla birlikte pek çok insan hayata gerçekçi bakamıyor. Kör bir hırsın peşinde nice hayatlar heba oluyorsa bu hayata gerçekçi bir şekilde bakmamaktan, hayatın anlamını doğru anlamamaktan kaynaklanıyor. Her şeyi ertelerken takvim yaprakları birer birer gerilere düşüyor ve hiç farkına varılmadan yolun sonuna yaklaşılmış olunuyor.
Nil Karaibrahimgil, hayatın kısalığına dair şunları yazıyor: “…Diyeceksin ki, şu çocuklar bir büyüsün. Diyeceksin ki, şu dönem bir geçsin. Diyeceksin ki, dur bakalım. Hayat bu dille konuşmaz hâlbuki o hep der ki: hadi çocuklar büyümeden, bu dönem geçmeden, durup bakmadan.
Ağzında geveleyip durduğun bir sürü şeyi çıkarmadın. Şişti, şişti, şişti yanakların. Bakınca görülüyor suratındaki o şişik ifade. Çıkarmadığın şeyler, sevgi sözcükleri, itiraflar, kırmamak için tuttuğun bütün o cam kırıkları hayat bittiğinde, çenenin rahatlamasıyla beraber dökülüverecek ama sessiz. Yani kimse duymayacak yine onları yazık. Çıkarsaydın görürdün, dünya laflarla sona ermez. Değişir en fazla.
Ona bakmıyorsun. Nefesine bakmıyorsun. Bakmıyorsun, suya çiçeğe çocuğa. Bir hayaline bile bakmıyorsun. Onları ‘renkli şeyler’ diye ayırmışsın. Hep siyahları yıkıyorsun, hep beyazları. Siyah beyaz oldun. Hayatın bittiğini anladığında ki hep geç kalınır oraya, elin aceleyle gidicek renklilere. Ama tutucak gücün olmıycak artık. Burnun duruyorken kokla, ağzın duruyorken öp, elin duruyorken alkış!
Yok, bilmem kimler ne der, başkaları ne buyurur! Hâlbuki hayat, insanları tek tek düşürdüğü gibi rahime, tek tek alır geriye. Başkaları başkadır adı üstünde. Onlar ne içini bilirler, ne düşünü. Onlar yok ki, düşünmezsen. Bir tek sen varsın, bir bilsen. Komşu, bir penceredir. Başkaları, onbeş dakika dedikodudur en fazla. Hayat bir pencereden görülmeyecek kadar büyük ve kısa da olsa onbeş dakikadan uzundur canım…
Bu okuduklarını unutup, sonsuz bir bekleyiş uydurup kendini soldurma. Hayat son nefesini alıp, seni soldurana kadar çal. Hayattan çal, çalabildiğin kadar. Yaptığın tek hırsızlık bu olsun…”
Fotoğrafa baktığım zaman insanların belli bir yaşa geldiği zaman geriye dönüp baktığında veya aynanın karşısında “yıllar nasıl çabuk geçti” demesini duyuyor gibi oluyorum. O kadar koşturduğumuz ve farkında olmadığımız o güzel yaşamı yıllar sonra hatırlıyoruz ve zamanında yapmamız gerekenleri yapamamanın acısını yaşıyoruz. Bir zamanlar boş zamanım yok diye yakınırken son zamanlarda geçmişte zamanımı ne kadar da boşa geçirmişim dememek adına fotoğrafa tekrar tekrar bakıyorum.
Cemal Süreya’nın kısa şiirini unutmayalım. Hayat gerçekten çok kısa. Yaşında ve tadında bir hayat yaşanması gereken hayat olmalı…

En Son Yazılar: