KENT VE TARİHİ DOKU

[su_row][su_column size=”1/2″][/su_column] [su_column size=”1/2″ class=”sevgi”] Bir sabah evden çıktım

Sokaklar ışıl ışıldı.

Dört yanım günlük güneşlik

Tertemiz bir hava ciğerlerimde

Nereye baksam mutluluk, umut, sevgi

Nereye gitsem bir uçarılık yüreğimde

Alışmadığım iyimser duygular

Gökyüzü inadına mavi

Yaşamak inadına güzel

Bu nasıl şehirdir böyle

Bütün sokaklar

Utrillo’nun ellerinden çıkmış

Bütün evlerde Dufy’nin renkleri [/su_column] [/su_row]

 

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın ‘’ Bu Şehir ‘’ isimli şiirinde belirttiği gibi sokaklardaki ve evlerdeki mimarinin, renklerin özelliği o şehri yaşanabilir ve bir o kadar da mutlu olunabilir şehir haline getirmektedir. Evden çıktığınızda şehir üstünüze gelmemeli, siz şehrin güzellikleri içinde hissettiğiniz güzel duygularla kaybolmalısınız.

Kentlerimiz son yıllarda büyük bir şantiye görüntüsü veriyor. Boğucu beton görüntü her yanımızı giderek sararken, estetik adeta sürgün edilmiş durumda. Oysa bu topraklar farklı medeniyetlerden izler taşıyan çok sayıda estetik harikası esere sahip. Nedense bu eserlerden mimari adına ilham almak, yeni estetik harikalar yaratmak hiç mümkün olmuyor.

Kent Bilimci Ahmet Vefik Alp, “mimariyi insanları sadece yağmurdan, soğuktan koruyan bir örtü değil bir kültür olarak görmek lazım. İklim, coğrafya, bitki örtüsü, topoğrafya, tarih ve mimari miras birikimi dikkate alınarak binalar yapılır” diyor. Alp, kentsel dönüşüm çalışmaları bu anlayışla yapılmazsa özgün karakteri olmayan, kimliksiz, birbirine benzeyen binalar ve yerleşimlerin ortaya çıkacağının altını çiziyor.

Evet, günümüzün en önemli sorunu mimariyi bir örtü gibi görmek. Fotoğraftaki Safranbolu evi, bu anlayışın tam zıddını yansıtıyor. Safranbolu evlerinin restorasyonu ve korunmasını sadece turizme yönelik bir fayda olarak görmemek gerekiyor. Bu eserler, ruhumuzun estetik mimariye duyduğu ihtiyaca cevap veriyor.

Tepebağ ve Kayalıbağ mahallerinde ayakta kalabilmiş olan geleneksel Adana evleri de aynı ihtiyaca cevap verebilir hale getirilmelidir. Her yörenin kendine has özellikleri, sanat ve mimari üslubu var. İşte bu çerçevede; bu evler, Adana’nın tarihi kent kimliğinin en önemli parçalarından birini oluşturmaktadır.

Diğer kentler gibi Adana’da bir dönüşüm sürecinde. Bu dönüşüm sürecinde, Kentsel Koruma ve Planlama Uzmanı Prof. Dr. Zekai Görgülü’nün şu tespitleri önemli: “Tarihi kentler zaman içinde çeşitli sebeplerle dönüşüme ihtiyaç duyuyorlar. Yerli halkın sosyal, ekonomik ve kültürel durumu değiştikçe şehrin zaman içinde yeniden şekillenmesi kaçınılmaz oluyor. Bu süreçte kentin ulaşım aksları, ticari merkezleri, konut bölgeleri yeniden şekillenip kimi zaman yer değiştiriyor.”

Görgülü, tarihi kentlerde yapılacak yenileme çalışmaları hakkında “yenileme kavramı yıkıp yeniden yapmak olarak ele alındığında, hiçbir zaman imar haklarını artıran yap-sat yöntemini çağrıştırmamalıdır. Bahis konusu olan, kültür varlığı yapılara, dokulara, sokaklara ve alan bütününe saygılı, onları yıpratmayan ve yeninin de izlerini taşıyabilen bir ‘yenileme’ anlayışıdır.” ifadelerini kullanıyor.

Kentlerin tarihi dokusu mutlaka korunmalı. Aksi halde, kendimizi kimliksiz kentlere mahkûm etmiş oluruz…

En Son Yazılar: