TAKVİM

[su_quote]Hasreti denizlerin,

Denizler kadar derin.

Ve o kadar bucaksız.

Ta karşımda yapraksız Kullanılmış bir takvim.

Üzerinde bir resim;

Azgın, sonsuz birdeniz.[/su_quote]

 

Necip Fazıl Kısakürek’in ‘’ Takvimdeki Deniz ‘’ isimli şiirinde belirttiği gibi eskiden sıklıkla gördüğümüz ama günümüzde unutmaya başladığımız duvara asılan takvimlerin kullanılmış yaprakları ve bu yaprakların asıldığı, üzerinde büyük bir tek fotoğrafın olduğu karton bizi anılarımızla baş başa bırakıp hasreti, hüznü ve sevinci yaşatırdı.

 

Takvime olan ihtiyaç zamanın dilimlenerek parçalara ayrılması ve düzenli bir sırayla gösterilmesi ihtiyacından doğmuştur. Zamanın yıl, ay, hafta ve gün adları eşliğinde dilimlenmesi takvim organizasyonunun yapıtaşını oluşturmaktadır.

Takvimin bize gösterdiği zamanın akışına karşı bizim sergileyeceğimiz tutum çok önemli. Zamanın akışına kapılmayıp, hayatta iz bırakmak ile zamanın akışına kendimizi bırakıp zaman tarafından yutularak gelecek kuşaklar tarafından bilinmemek ve hatırlanmamak bir tercih sorunudur.

Zamanın akışı ve takvim yapraklarının eksilmesi karşısında hayattan ne beklediğimiz önemli. Kör bir ihtiras eşliğinde kariyer sahibi olmak için mücadele etmek, hep maddi gücün ve zevklerin peşinde koşmak; varoluşumuzu anlamsızca tüketerek, bizden sonraki zamana kendimizi kapatmak demektir.

Oysa bilgelikle yapılan işlerin dışında zaman her şeyi yıkar ve yok eder. O halde, gelecek kuşaklar tarafından saygıyla anılan kişiler, bilgelikle iş yapmış olan kişilerdir. Somut bir örneğe, ünlü yazar Çetin Altan’ın köşe yazılarında tanık oluyoruz. Altan’ın her hafta Salı günleri yayınlanan yazıları yirmi, otuz yıl önce yayınlanmış olan yazılardır. Tarihine bakılmadan okunan bu yazılar, okuyucuda sanki yeni yazılmış gibi bir his uyandırır. İşte, zamanlar üstü olmak, zamana meydan okumak, bilgelik eşliğinde iş yapmak bu olsa gerek.

Fotoğraftaki takvim yapraklarına baktığımda, ülkemizde bazı insanların takvim ve zamanla olan ilişkisine odaklanıyorum. Her yeni yılın başında takvime odaklanıp; dini ve milli bayramların hafta sonuyla ilişkisini gözden geçirip, uzun bir tatilin mümkün olup olmadığını araştıranlar, varoluşun anlamını sorgulamayanlardır. Varoluşun anlamını sorgulamayanlar fotoğraftaki gibi kopartılmış, sararmış bir takvimin yaprağı gibi yok olup gidecektir.

Eskiden duvar takvimleri daha sık kullanılırdı ve o güne ait takvim yaprağının ön yüzü takvim bilgilerini verirken arka yüzü o günün yemek listesini, o günün doğan çocuklarına verilmek üzere isimlerin, öğütlerin, atasözlerinin ve hadislerin varlığı ile her yaşa, her cinse ve her eve hitap ederdi. O bilgiler bilgi dağarcığımızı geliştirirken akşamları ailece okunduğunda hoş bir zaman geçirilirdi.

Unutmayalım ki takvim yaprakları bir bir eksilirken ömrümüzden de zaman bir bir eksiliyor. Günümüzde takvim yapraklarının yerini dijital göstergelerin almış olması günlerin de ömrümüzün de bir bir azaldığı gerçeğini saklamıyor. Takvim yapraklarına bir bilgelik eşliğinde bakılmalı. Bunu yapanlar, zamanı geldiğinde sadece fiziksel olarak yok olur, adları ve eserleri hep var olur…

En Son Yazılar: